Front Page
Chat

Ankara

Ankara Sohbet Chat
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti,[5] Ankara ilinin merkezi, Türkiye’nin en kalabalık ikinci ve dünyanın en kalabalık otuz sekizinci kenti.[6] Topraklarının büyük bölümü İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Sakarya bölümünde yer alır. Türkiye’nin coğrafi merkezine yakın olduğu için, hem konum hem de işlev itibariyle Türkiye’nin kalbi benzetmesi yapılır.[1][2] Ankara; kedisi, keçisi ve bu keçinin yünü, tavşanı, armudu, balı, çiğdemi ve Kalecik Karası denilen misket üzümü ile ünlüdür.[7] Ortalama 938 m rakıma sahip olan [8] kentin nüfusu, 2010 yılı ADNKS tabanına dayalı nüfus sayımına göre 4,431,719 kişidir.[9][3] Bilinen tarihi en az 10 bin yıl öncesine, Eski Taş Çağı’na ulaşan[10] Ankara, Hattileri, Hititleri, Frigleri, Lidyalıları, Ahamenişleri (Persler), Makedonyalıları, Galatları (Keltler), Romalıları, Selçukluları ve Osmanlıları ağırlamış, Batı ve Doğu medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Geçmişte, Galatlar’ın bir boyu olan Tektosaglara[11] ve sonrasında Friglere[12] başkentlik yapmış olan kent, 1923′ten beridir de Türkiye Cumhuriyeti’ne[5] başkentlik etmektedir.

Etimoloji Ana madde: Ankara (isim)

Roma İmparatoru Gallienus döneminden bir Ankyra sikkesi, Ankara adının çapadan geldiği efsanesini yansıtıyor[13]Frigya dili ve Yunancada Ἄγκυρα (telâffuz: Anküra), gemi çapası demektir. Bazı efsanelere göre Ankara, Frig Kralı Midas’ın bir gemi çapası bulduğu yerdir.[14] Büyük İskender’in Doğu Seferi sırasında Anküra’ya MÖ 333′de geldiği kayıtlara geçmiştir.[14] 2. yüzyıla ait ve Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen bazı paralarda gemi çapası figürü bulunmaktadır.[15]

Frigler, Galatlar ve Romalılar tarafından Ἄγκυρα olarak bilinen şehrin adı, Latin harfleri ile Batılı kaynaklara Ankyra ve Ancyra olarak geçti.[16][17] Kentin adı, Türklerin Anadolu’ya gelmesinden sonra Ankara, Engürü ve Engüriye olarak değişime uğradı, Batı dillerine de Angora olarak geçti. 16. yüzyıla ait çeşitli resmî Osmanlı evraklarında Ankara (انقره) adı geçmektedir.[18]

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 28 Mart 1930′da yabancı ülkelerden Türk şehirleri için Türkçe adların kullanılmasını resmen talep etti.[19] Bu tarihten sonra posta idaresi Angora olarak adreslenmiş mektupları Ankara’ya ulaştırmadı.[20] Böylece zamanla Ankara adı evrenselleşti.

Tarihçe Ana madde: Ankara tarihi
Ankara, Sakarya Nehri’ni besleyen Ankara Çayı’nın geçtiği ovanın doğu kenarında kurulmuştur. Çubuk Ovası, kenti çevreleyen verimli bir tarım alanıdır. Sonradan Ankara Kalesi’nin kurulduğu tepenin ve eteklerinin sarp yamaçlı olması, tarihte bölgeyi düşman saldırılarına karşı korunaklı kılmaktaydı. Bentderesi’nin dar vadisi, Ankara Kalesi’nin bulunduğu volkanik tepeyi, yaylanın ovaya hakim dik kenarından ayırdığından, askeri öneme haizdi.[21] Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber,[11] kentin bilinen tarihi Eski Taş Çağına (yak. M.Ö. 2 milyon – M.Ö. 10 bin)[22] kadar uzanmaktadır. Bu döneme ait çeşitli eserlere Gâvurkale, Ergazi, Lodumlu ve Maltepe’de rastlanmıştır.

Hattiler ve Hititler Daha çok bilgi için: Hattiler ve Hititler

Hitit Uygarlığı’nın simgesi sayılan ve Ankara’nın da amblemi olan Hitit Güneş Kursu.Ankara’nın bilinen ilk sakinleri, M.Ö 2500-1700 yılları arasında tüm Anadolu yarımadasında bir medeniyet kurmuş olan Hattilerdir. Şehir devletlerinden oluşan ve haklarında fazla bir bilgiye sahip olunmayan Hattiler zamanla Hititlerin hakimiyetine girmiş ve Hitit bünyesinde erimişlerdir.[23] Ancak Hatti dili, dini ve sanatı Hitit medeniyetini büyük oranda etkilemiş, Anadolu’nun adı da yaklaşık 17 asır boyunca Hatti ülkesi olarak kalmıştır.[23]

Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler (M.Ö. 1660-1190), Anadolu’ya boğazlar yoluyla gelmişlerdir. Hititlerin Anadolu’ya göç tarihleri, kesin olarak bilinmemektedir.[24] Ankara ve çevresinde Hitit dönemine ait yerleşkelerin kalıntıları, Balıkhisar, Ballıkuyumcu, Bitik, Karaoğlan, Gâvurkale ve Kültepe höyükleridir.[25] M.Ö. 2. bin yılın sonlarına doğru Hititlerin siyasal olarak çöktüğü ve yerini Friglere bıraktığı görülmektedir.[26]

Frigler ve Lidyalılar Daha çok bilgi için: Frigler ve Lidyalılar
M.Ö. 2. bin yılın sonlarında bölgede, hızla büyüyen bir Frigya kasabası vardı.[11] Frig Krallığı’nın başkenti olan Gordion kentinin kalıntıları Polatlı’nın 29 km kuzeybatısında bulunmaktadır. Bugün Yassıhöyük denen bölgede bulunan Gordion, en parlak dönemini Frigya Kralı Midas zamanında (M.Ö. 725-675) yaşamıştır.[27] Ankara’da, Frigler dönemine ait kalıntılar arasında bulunan Yumurtatepe Tümülüsü’nün bulunduğu yerin, kurulduğu dönemlerde çok önemli bir yerleşim olmasa da stratejik bir noktada olduğu düşünülmektedir.[16] Frigler, M.Ö. 700′lü yıllarda Kafkaslardan gelen Kimmerler tarafından ortadan kaldırıldı.[28]

Tunç Çağı’nın sonlarında Frigler ile birlikte Anadolu’ya gelen ve Batı Anadolu’da varlıklarını sürdüren Lidyalılar, Friglerin ortadan kalkmasını fırsat bilerek Ankara’yı da kapsayan Kızılırmak yöresini ele geçirdiler. M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu’ya hakim oldular ve 140 yıl hüküm sürdüler.[29] Lidyalıların madeni parayı icat ettikleri kabul edilir.[30] Lidyalılar döneminde Anadolu’da pazar ekonomisi gelişmiş, tahıl üretimi, hayvancılık, zeytinyağı ve şarap üretimi ilerlemiştir. Orta Anadolu’nun ana ulaşım yolu üzerinde bulunan Ankara kenti de bu gelişmelerden istifade etmiştir.[29] Medlerle ve Perslerle savaşan Lidyalılar, komşuları Ahameniş Pers Hükümdarı Kiros ile M.Ö. 547′de Kızılırmak kavisi içinde yaptıkları savaşı kaybederek tarih sahnesinden silinmişlerdir.[29]

Ahameniş Persler ve Büyük İskender [değiştir]Daha çok bilgi için: Ahamenişler ve Makedonyalı III. Aleksander
Persler, M.Ö. 545’den itibaren Anadolu’ya egemen olarak, Anadolu’daki Helen kültürüne son verdiler.[31] M.Ö. 5. yüzyılda Herodot, Pers İmparatorluğu’nun ordu, ticaret ve posta hattı olarak kullanılan Kral Yolu’nun Ankara’dan geçtiğini yazar. Kral Yolu Efes’te başlıyor, Sardes şehrinden Lidya’yı, sonra Gordion, Ankyra ve Kızılırmak’tan geçerek, Kapadokya üzerinden Kilikya’ya, oradan Fırat ve Dicle nehirlerini geçip Asur’dan Susa kentine ulaşıyordu.[32] Kent, bu dönemde önemli bir ticaret ve konaklama merkeziydi.[33]

Ankara, M.Ö. 334′de[11] Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından Ahameniş Pers İmparatorluğu’ndan alındı. Büyük İskender, M.Ö. 334-333 kışını, ünlü Gordion Düğümü’nü kestiği Gordion’da, ilkbaharı da Ankara’da Persleri bekleyerek geçirdi. Ankara Anadolu’daki kavşak noktalarından biri olduğu için, buraya yürüyen Makedon birlikleri civardaki birçok kenti de ele geçirdiler.[34] İskender’in M.Ö 323′te ölmesi üzerine kent, önce Antigonos’un eline, Antigonos’un ölümünden sonra da Lysimakhos’un eline geçti. Lysimakhos’un Lidya’da Kurupedion Savaşı’nda yenilmesinden sonra ise Selevkosların eline geçti. Bu dönemde Helen Uygarlığı yeniden Anadolu’da yayıldı.[35]

Galatlar Ana madde: Galatlar

Roma İmparatorluğu döneminde GalatyaHint-Avrupalı bir Kelt kavmi olan savaşçı Galatlar, Orta ve Batı Avrupa’nın Ren-Tuna havzasındaki yurtlarını terkederek M.Ö. 278-189 yılları arasında üç kabile olarak Anadolu’ya göçtüler. Yerleştikleri Frigya ve Kapadokya topraklarına Galatya dendi. Galatya günümüzdeki Ankara ve Kırıkkale illerinin tamamını kapsıyordu.[36] Ankara, Galatların Tektosaglar boyuna M.Ö. 3. yüzyılda başkentlik etmiştir.[11] Strabon, ünlü eseri Geographika’da, Ankara Kalesi’nin Tektosaglar tarafından inşa edildiğini söyler.[37] Daha sonra bölgede siyasal birliği kuran[38] Roma İmparatoru Caesar Divi Filius Augustus, M.Ö. 25 yılında Ankara’yı ele geçirmiştir.[11]

Roma İmparatorluğu Ankara, Roma İmparatorluğu’nun Galatia Prima eyaletinin başkentiydi.[39] 2. yüzyılda, İmparator Hadrianus döneminde kent metropol oldu.[40]

M.S. 3. yüzyıl ortalarında Roma İmparatorluğu’nda ortaya çıkan sosyal ve ekonomik çöküntüye paralel olarak kent, o günlere kadar koruduğu açık kent niteliğini yitirdi, İmparator Caracalla döneminde çevresi surlarla çevrildi. Roma İmparatorluğu’nun başkenti Bizantion’a (İstanbul) taşınınca, Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da arttı.[16]

4. yüzyılda Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Ankara önemli bir dinî merkez oldu.[41] M.S. 395 yılında yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Ankara Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kaldı. M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara diğer Doğu Roma kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan önemli bir merkez özelliği kazandı. Bu dönemde kent planının temel öğeleri, kenti düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevini gören agora ve kilisedir.[16]

Ankara’da Doğu Roma hakimiyeti zaman zaman kesintilere uğradı. M.S. 654 yılında Müslüman Araplar kısa süreliğine kentin kontrolünü ele geçirdiler. 833 ve 842 yıllarında Abbasi Halifesi Mutasım ve Türk komutanı Afşin Ankara’yı kısa süreliğine ele geçirdi. 871 yılında Pavlikian mezhebinden Hristiyanlar şehrin kontrolünü yaklaşık bir yıllığına ele geçirdiler. Bu kesintilerden sonra her seferinde Bizanslılar şehri geri alarak otoriteyi temin ettiler.[42]

Osmanlı İmparatorluğu
Ankara’nın 18. yüzyıldan kalma bir resmi. Bu anonim eser Hollanda’daki Rijksmuseum’dadır.Ankara’nın Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun eline geçmesi, Malazgirt Savaşı’ndan sonra 1073 yılına rastlar.[43] 12. ve 13. yüzyıllarda Selçuklu Sultanlarının da çabasıyla transit ticarette gelişme gösteren Ankara, önce Ahiler’e, ardından 1304′te göreli özerklik verilerek Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. I. Murat zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına bağlanan kentte, 1402 yılında Büyük Timur İmparatorluğu İmparatoru Timur ile Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Yıldırım Bayezid arasında Ankara Savaşı yapıldı.[43][44][45] Yıldırım Bayezid’in savaşı kaybetmesi ve Timur’a esir düşmesi sonucu Osmanlı Devleti, Fetret Devri denen bunalım ve iktidar boşluğu dönemine girdi. Ankara Savaşı’nda kent ve çevresi büyük ölçüde harap olmuş, Anadolu birliğini yeniden kuran II. Murat zamanında kent, yeniden onarılmıştır.[16] 1841 yılında Anadolu Eyaleti kaldırılıp yerine vilayetler kurulunca kent bir vilayet oldu.[46] Ankara, Çorum, Yozgat, Kayseri ve Kırşehir sancakları bu vilayete bağlandı. Ankara Vilayeti, varlığını 1922 yılında kadar sürdürdü.[46]

Kurtuluş Savaşı ve Başkent Oluşu
1924′te hazırlanan imar planı
1932′de hazırlanan, Jansen Planı olarak ta bilinen imar planıMustafa Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919′da 9. Ordu Müfettişliğine atandı.[47] 19 Mayıs 1919′da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), ‘Ayıcı’ Mehmet Arif Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun’a çıktı.[47] Anadolu’da Havza ve Amasya Genelgesi’ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi’ni düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile Amasya Protokolü’nü imzaladı. Bu protokol üzerine Meclis-i Mebusan açılmıştır. Mustafa Kemal, meclis çalışmalarını daha yakından izleyebilmek için 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelmiştir.[48][43] Ankara’ya gelmesinin nedenleri arasında buranın demiryolu ağına sahip olması, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmemiş olması, merkezi bir konumda bulunması ve Batı Cephesi’ne yakınlık gibi nedenler de etkili olmuştur. Meclis, 28 Ocak 1920′de oybirliği ile Misakımillî’yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul işgal edilmiş ve meclis kapatılmıştır. Mustafa Kemal, 19 Mart 1920′de illere ve kolordu komutanlıklarına bir genelge göndermiş ve Ankara’da olağanüstü bir meclisin açılacağını duyurmuştur. Seçimlerin ardından 23 Nisan 1920′de TBMM açılmış ve hükümet kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı bu meclisten yönetilmiş, savaşın kazanılmasının ardından Lozan Antlaşması imzalanmış ve I. TBMM seçim kararı almış ve yerini II. TBMM’ye bırakmıştır. İnkılap Meclisi olarak da anılan bu meclis 13 Ekim 1923′te Ankara’yı başkent ilan etmiştir.[49][50][51]

Coğrafya Ana madde: Ankara coğrafyası

Expedition 19 uzay ekibi tarafından çekilmiş Ankara’nın uydu görüntüsü (11 Nisan 2009)Ankara, doğuda Kırıkkale ili’ne bağlı Bahşılı ve Yahşihan, kuzeydoğuda Ankara ili’ne bağlı Kalecik, kuzeyde Çankırı ili’ne bağlı Şabanözü, ve Ankara ili’ne bağlı Kızılcahamam, kuzeybatı ve batıda Ankara ili’ne bağlı Güdül ve Beypazarı, güneyde Ankara ili’ne bağlı Polatlı ve Haymana, güneydoğuda ise Ankara ili’ne bağlı Bala ile komşudur.[52]

Sakarya Nehri’nin kollarından Ankara Çayı, kentin merkezinden geçmektedir.[53] Bu çayın üzerinde, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad zamanında yaptırılan Akköprü bulunmaktadır.[54][55]

İklim Genel olarak Karasal İklimin hüküm sürdüğü Ankara’da, kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kuraktır. Yağışlar en çok ilkbahar mevsimindedir. Karın yerde kalma süresi ortalama 62 gündür. Gece ile gündüz, yaz ile kış mevsimi arasında önemli sıcaklık farkları bulunur. En sıcak aylar Temmuz (ortalama 23,4 °C) ve Ağustos (ortalama 23,9 °C), en soğuk aylar ise Ocak (ortalama 0,6 °C) ve Şubat (ortalama 1 °C) olarak belirlenmiştir.[56][57]

Yönetim Belediye başkanları [değiştir]Sıra Belediye Başkanı Tarih
1 Kütükçü Ali Bey
2 Vehbi Demirel
3 Mehmet Ali Bey
4 Ali Haydar Yuluğ 1921-1926
5 Asaf Bey 1926-1928
6 Nevzat Tandoğan 1929-1946
7 Osman Sabri Adal 1946
8 İzzettin Çağpar 1946-1948
9 Ragıp Tüzün 1948-1950
10 Fuat Börekçi 1950-1951
11 Atıf Benderlioğlu 1951-1954
12 Kemal Aygün 1954-1955
13 Orhan Eren 1955-1958
14 Dilaver Argün 1958-1960
15 İrfan Baştuğ 1960
16 İhsan Olgun 1960-1961
17 M. Nuri Teoman 1961-1962
18 Enver Kuray 1962-1963
19 Halil Sezai Erkut 1963-1968
20 Ekrem C. Barlas 1968-1973
21 Vedat Dalokay 1973-1977
22 Ali Dinçer 1977-1980
23 Süleyman Önder 1980-1984
24 Mehmet Altınsoy 1984-1989
25 Murat Karayalçın 1989-1993
26 Vedat Aydın 1993-1994
27 Melih Gökçek[60] 1994-

65AyaşBala3ÇubukElmadağ1GölbaşıKalecikKazan4Mamak722BeypazarıÇamlıdereEvrenGüdülHaymanaKızılcahamamNallıhanPolatlıŞerefli
koçhisar1: Etimesgut2: Yenimahalle3: Çankaya4: Keçiören5: Altındağ6: Akyurt7: SincanAnkara’nın ilçelerini gösteren tıklanabilir harita.

Nüfus Ankara Şehir Merkezi Nüfusu

Ankara, başkent olmadan önce otuz bin kişilik bir nüfusa sahipti; ancak başkent olduktan sonra önce İstanbul ve İzmir’den sonra en kalabalık üçüncü kent oldu, ardından İzmir’i geçerek İstanbul’dan sonra Türkiye’nin en kalabalık kenti oldu. Ankara bugün dünyanın en kalabalık 38. kentidir. Kent nüfusu bugün dört milyon civarında olmakla birlikte her geçen gün büyümektedir. Kent, ülkenin en çok göç alan kentlerindendir. İl nüfusu 4.641.256,[61] merkez nüfusu 4.431.719 kişidir.[9] 1990 yılında 2.583.963 olan nüfus 2000 yılında %21.48 artarak bu orana ulaşmıştır.[3] Bu oran %15.78 olan İç Anadolu Bölgesi ve %18.28 olan Türkiye ortalamasından yüksektir. Kent nüfusunun %88′i kentlerde, geriye kalan %12′si köylerde yaşar.[3] Ayrıca 11.608.868 kişilik İç. Anadolu nüfusunun yaklaşık üçte biri Ankara’da yaşar. İl nüfusunun %80′i merkezde yaşar.[3]

Ankara’da 2008 yılında altı yaşın üstündeki 138.599 kişi okuma yazma bilmemektedir. Bunun 20.983′ü erkek, 117.616′sı kadındır. 251.766 kişinin okuma yazma bilip bilmediğine dair bilgi olmamakla birlikte 3.614.367 kişi okuma yazma bilmektedir.[62]

(2008)[63] 0 - 4 331.158 Erkek Kadın

Ankara’da yaşayan nüfusun 1.537.242′si nüfusa Ankara adına kayıtlı iken geri kalan nüfus diğerillerden göçenler ve yabancılardan oluşmaktadır. Diğer illerden gelen nüfus içinde en büyük oran 323.809 kişiyle Çorum’a aittir. Çorum’u 284.416 kişiyle Yozgat, 222.470 kişiyle Çankırı, 179.094 kişiyle Kırşehir, 158.991 kişiyle Kırıkkale 140.603 kişiyle Sivas izler. İç Anadolu Bölgesi’nden olmayanlar içinde en yoğun nüfus ise 91.038 kişiyle Erzurum’a aittir. Bu ili 77.962 kişiyle Bolu, 74.810 kişiyle Kars izler. Ankara’da en az nüfusa sahip iller ise, 1.802 kişiyle Hakkâri, 1.181 kişiyle Yalova, 3.921 kişiyle Kırklareli’dir.[64]

Ekonomi Ankara nüfusunun dörtte üçü hizmet sektöründe çalışmaktadır ve bu sektör ilin gayrisafi milli hasılasında en büyük paya sahiptir. Bu sektörün bu kadar gelişmesinin nedeni, göçle gelen nüfusa isthidam sağlayacak kadar büyük sanayinin bulunmamasıdır. Ankara il genelinde toprakların %60′ı tarım alanı olarak kullanılmaktadır ve bu oran Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir.[65]

Kent, Türkiye gayrisafi millî hasıla’sının %9′una sahiptir. Ülkenin toplam vergi gelirlerinin %12′si, bütçe gelirlerinin %12.3′ü kentten toplanır; buna karşılık ilin ülke bütçesinden aldığı pay %6.4′tür. 2006 yılında Ankara’nın bütçe gelirlerine 16,5 milyar TL, bütçe gelirlerine katkısı 21,1 milyar TL olup, bütçeden aldığı pay 11,3 milyar TL’dir.[65] 2006 yılında toplam 1.355.000 kişinin istihdam edildiği Ankara’daki işsiz sayısı, 185 bin kişidir ki bu oran olarak %12,1′e denk gelmektedir.[65]

Pricewaterhouse Coopers’ın “Dünyada En Büyük Şehir Ekonomileri Hangileri ve Bu 2020 Yılında Nasıl Değişecek” raporuna göre dünyanın en büyük 100 kenti arasında 2005 yılında 94. olan kent, 2008′de 80. sıraya yerleşmiştir. İlin 2020 yılında dünya kentleri sıralamasında 115 milyar $ gelirle 74. sıraya yerleşmesi planlanmaktadır.[66][67]

Kent, 2008 yılı Türkiye ihracatında 4.617.354 $’lık dışsatımla, İstanbul, Bursa, Kocaeli ve İzmir’den sonra beşinci, 19.062.872 $’lık dışalımla İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü olmuştur.[65]

Turizm [değiştir]Ankara’ya 2001 yılında 208.101 yabancı giriş yapmıştır. Aylara dağıtıldığında en çok turist 40.403 kişiyle temmuz ayında, en az turist 9.099 kişiyle kasım ayında gelmiştir.[68]

Turist sayısını artırmak için kongre ve eğlence turizmi odaklı bir politika izlenmektedir. Bunun için Yenimahalle’de bir kongre sarayı[69] ve Aşağı Yurtçu-Ballıkuyumcu’da bir Disneyland kurulması planlanmıştır. Disneyland’ın yapımı 3 milyon m² alana yapılacak olup yaklaşık 1 milyar $’a malolması beklenmektedir. Yapımı en az birkaç yıl sürecek olan Disneyland Türkiye’de alışılageldik Disney karakterlerinin yanı sıra Türk dünyasından motiflere ve kahramanlara da yer verilmesi düşünülmektedir. Hedef kitle olarak Orta Doğu ve Batı Avrupa halkları belirlenmiştir.[70]

Altyapı [değiştir] Ulaşım
Kentte tren yolu ile ulaşımı sağlayan TCDD Ankara Garı.Kent içi ulaşımda son zamanlarda en yoğun taşımacılık metro ile yapılmaktadır. EGO Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Ankara metrosu günde yaklaşık 150.000 yolcu taşımaktadır.[71] Metro ağında halihazırda Metro ve Ankaray adı altında iki ayrı taşıma sistemi çalışmaktadır. Ankaray Metroya göre daha hafif bir raylı sistemdir. Şu an inşaatı süren 4 adet metro ağı vardır.[72]

Günlük ulaşımda belediye tarafından işletilen otobüsler ile özel olarak işletilen dolmuşlar da kullanılmaktadır. Belediyeye ait araçlarda manyetik kontörlü kartlar kullanılmaktadır. Özel araçlarda ise nakit kullanılmaktadır.

Kentin kuzeyinde yer alan Esenboğa Uluslararası Havalimanı kente havayolu ile giriş çıkışı sağlayan en önemli noktadır.[73] 2006 yılında tamamen yenilenip kapasitesi ve işlevi çağdaşlaştırılmıştır. Havalimanını kentmerkezine bağlayan yol da tamamen yenilenmiş ve yeni geçitler devreye sokulmuştur. Havayolu ile kente ulaşmanın bir başka yolu da ordunun hizmetindeki Etimesgut Askeri Havalimanıdır. Bu havalimanı sivil uçuşlar için kullanılmasa da gerektiğinde alternatif olarak kullanılabilmektedir.[74]

Kente giriş çıkışlarda diğer önemli yer Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesi yani kısaca AŞTİ’dir. Avrupanın en büyük otobüs terminalleri arasında yer alan tesislerde restoranlar, emanetçiler, büfeler ve firmalar için servis istasyonları da bulunur. Tesislerin Ankaray bağlantısı olduğu gibi taksi servisi de vardır.

Tren yolu ile giriş çıkışta en önemli yer TCDD Ankara Garı’dır. Burası aynı zamanda ülkenin doğusu ile batısının ayrıldığı noktadır. Halihazırda ülkenin dört bir yanına ve banliyölere buradan tren seferleri düzenlenmektedir. Eskişehir üzerinden kenti İstanbul’a bağlayacak olan hızlı tren projesi’nin Ankara – Eskişehir kesimi 2009′da hizmete açıldı.[75]

Kentin büyük merkezlere uzaklığı (km) şöyledir: İstanbul 454, Antalya 544, Bursa 380, Diyarbakır 981, Eskişehir 232, Gaziantep 682, İzmir 582, Konya 258, Samsun 417, Kayseri 310, Erzurum 880 km.[76]

Sağlık [değiştir]Ana madde: Ankara hastaneler listesi

Kentin yeşil alanlarından Kuğulu Park.Ankara’da 2009 itibarıyla 33 tane Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan, 8 üniversitelere bağlı, 2 askeri, 3 resmi, 20 özel, 1 belediye hastanesi olmak üzere toplam 67 hastane ve 1 ağız ve diş sağlığı merkezi bulunmaktadır.[77]

Ayrıca Yenimahalle ilçesine bağlı Batıkent semtinde bir hastane inşaatı vardır.[78] 200 yatak kapasiteli bu hastanenin kapasitesi yapılan eklerle 600 yatağa çıkarılacaktır.[79]

Caddeler, sokaklar, bulvarlar ve meydanlar [değiştir]Ayrıca bakınız: Ankara’daki cadde ve sokaklar
Ankara’da Opera Meydanı, Tandoğan Meydanı, Şili Meydanı, Hergele Meydanı gibi birçok meydan, Tunalı Hilmi Caddesi, Arjantin Caddesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, İsmet İnönü Bulvarı gibi birçok cadde, sokak ve bulvar vardır.

Bunlardan Opera Meydanı: Gençlik Parkı, Devlet Opera ve Balesi, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Etnografya Müzesi, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası ve İller Bankası gibi birçok yapıya evsahipliği yapar.[16]

Parklar ve yeşil alanlar [değiştir]Ankara’daki önemli parklar arasında Atatürk Orman Çiftliği, Altınpark, Gençlik Parkı, Abdi İpekçi Parkı, Güven Park, Kurtuluş Parkı, Seymenler Parkı, Botanik Parkı, Kuğulu Park, Harikalar Diyarı, Göksu Parkı, Köroğlu Parkı, 50.Yıl Parkı ve Mavi Göl sayılabilir. Bu parklar arasında Harikalar Diyarı, 1 milyon 300 bin m²’lik alanıyla Avrupa’nın en büyük parkıdır.[80]

Kentte kişi başına düşen yeşil alan miktarı 2009 yılında 14.91 m², Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk Orman Çiftliği, Cumhurbaşkanlığı tesisleri ve Askeri tesisler dahil edilince 72 m²’dir. Toplam yeşil alan miktarı 230.920.125 m² olup, bu alanın büyütülmesine uğraşılmaktadır. 1994-2007 yılları arası, yaklaşık 4.6 milyon adet boylu ağaç, fidan, çalı ve çiçek dikilen kentte, yılda ortalama 1.3 milyon adet çiçek, 30 bin adet fidan üretimi yapılmaktaktadır. 2009 yılında 1.113.300 adet fidan ve çalı dikimi ile 4967 adet ağaç dikimi gerçekleştirilmiştir. Kentte ağaç, fidan, çiçek dikimi ve bakımı ile uğraşan 412 kişi istihdam edilmektedir.[81]

Atatürk Orman Çiftliği Ana madde: Atatürk Orman Çiftliği
Atatürk Orman Çiftliği; Hayvanat Bahçesi, Atatürk evi, piknik alanı ve doğal parktan oluşmaktadır.[82] Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Mayıs 1925 tarihinde, Ankara’da modern bir çiftlik kurulması için verdiği talimat ile kurulmuştur.

Türk Kurtuluş Savaşı bittikten sonra Atatürk, “Ulusal ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermeliyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Ancak bu yaşamsal işi isabetle amaca ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir tarım siyaseti uygulamak ve onun için de her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım rejimini kurmak gerektir diyerek tarıma öncelik verdiğini belirtmiş, Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki kör bir insan dahi yeşillikler arsında olduğunu fark etsin.” diyerek Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulmasında öncü olmuştur. Bunun için çiftlik idare merkezi ile, parkların ve sebze bahçelerinin de üzerinde bulunduğu 20.000 dönüm arazi satın alındı. Çiftlik, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü üzerine hazineye bağışlanmıştır.[83]

Gençlik Parkı Ana madde: Gençlik Parkı
Ulus’taki Gençlik Parkı, Cumhuriyetin ilk yıllarında bataklıklarla kaplı olan 28 hektar büyüklüğündeki arazide kurulmuştur. Park yapılmasına karar verilen arazinin bir bölümünde “Ay-Yıldız” adında bir futbol sahası bulunmaktaydı. Parkın inşaatına 1936 yılında başlandı. 600 bin TL ödenek ayrılarak iki yılda bitirilmesi planlanan park 19 Mayıs 1943 günü hizmete açıldı.[84]

İlk projede, Ankara ikliminde yaşayabilecek kuşlar için bahçe, açık hava halk tiyatrosu, çocuk bahçesi, labirent, yüzme havuzu ve atlı gezintiler için 2200 metrelik bir gezi yolu bulunmaktaydı. 1951 yılında gösteri için gelen İtalyan oyun parkı Lunapark’ın benzeri, Gençlik Parkı içinde kuruldu. 1956′da “Bugünkü Ankara” adında bir sergi açıldı. 1957′de TCDD tarafından parkı dolaşan iki minyatür tren işletilmeye başlandı. Daha sonra park içerisinde nikah salonu kuruldu.[84]

2007, 2008 ve 2009 yıllarında yenilenen parka, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun işbirliği ile Türkiye’nin ilk bilim merkezi kurulmaktadır.[85]

Altınpark Ana madde: Altınpark (park)
Altınpark Ankara’nın Altındağ ilçesinin Aydınlıkevler semtinde bulunan, 640 bin m² bir alan üzerinde, %85′ini yeşil alan ve gölet düzenlemeleri, %15′ini de yapılar ve meydanların oluşturduğu Ankara’nın en büyük rekreasyon alanlarından biridir. 1977′ye kadar golf kulübü olarak kullanılan bu alana 1985′te açılan yarışmada birinci gelen projenin uygulanması ile bugünkü Altınpark ortaya çıkmıştır.[86]

640 bin m² alanın 261.160 m²’si yeşil alan, 32.700 m²’si gölet, 46.758 m²’si çalıdır. Ayrıca 17.466 m²’lik bir alanda ağaçlar vardır.[87]

Kültür ve sanat Müzeler [değiştir]Ana madde: Ankara’daki müzeler

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kabrinin bulunduğu Anıtkabir’den bir görünüş.Ankara şehir merkezi sınırları içerisinde çeşitli kurumlarca işletilen 42 müze bulunmaktadır.[88] Bunların en önemlileri şunlardır:

Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Atpazarı semtinde, Ankara Kalesi’nin dış duvarının güneydoğusundaki iki Osmanlı yapısında yer alır. Bu yapılardan biri Mahmut Paşa Bedesteni, diğeri Kurşunlu Han’dır.[89] Anadolu’nun arkeolojik eserlerini sergileyen ve dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan bir müzedir.[16][90][91]
Etnografya Müzesi: Önceleri Arkeoloji müzesi yapılması düşünülen yapıya sonraları Resim ve Heykel Müzesi kurulması kararlaştırılmış, Mustafa Kemal Atatürk’ün mezarı Anıtkabir yapılana kadar burada saklanmıştır.[91][92]
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi: Müze, Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri üzerine Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından projelendirilerek, 1927 yılında Türkocağı olarak inşa edilmiştir. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 2 Nisan 1980 tarihinde müze olarak açılışı yapılmıştır.[91][93]

Ankara Etnografya Müzesi.Kurtuluş Savaşı Müzesi: I. TBMM binasında hizmet veren bir müzedir. 23 Nisan 1961′de “Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi” adıyla halkın ziyaretine açılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılını kutlama programı çerçevesinde, 1981 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmaları sonucu 23 Nisan 1981 tarihinde “Kurtuluş Savaşı Müzesi” adıyla yeniden ziyarete açılmıştır.[91][94]
Cumhuriyet Müzesi: II. TBMM binasında hizmet veren müzedir. Müzede ilk üç Cumhurbaşkanı dönemini yansıtan olaylar, onların kendi sözleri, fotoğrafları, bazı özel eşyaları ile o dönemde mecliste alınan kararlar ve kanunlar sergilenmektedir.[91][95]
Anıtkabir: Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrinin de bulunduğu müzedir. Müze dört bölümden oluşur: Birinci bölümde Atatürk’ün özel eşyaları; ikinci bölümde Çanakkale Savaşı panoraması; üçüncü bölümde Sakarya Meydan Savaşı ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi panoraması; dördüncü bölümde Atatürk devrimlerinin fotoğraf ve açıklamalarla tanıtıldığı, rölyeflerle zenginleştirilmiş tonozlu koridor bulunmaktadır.[91][96]
Anıtlar ve heykeller Ana madde: Ankara’daki anıtlar ve heykeller
Ankara’da birçok anıt ve heykel bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden Ulus semtindeki Atlı Atatürk ve Mareşal Atatürk Anıtları, Pietro Canonica tarafından 1927 yılında yapılmıştır.[16][97]

Ulus’taki bir başka heykel olan Zafer Anıtı, Heinrich Krippel 1927 yılında tarafından yapılmıştır.[16]

Önemli anıtlardan Güvenpark Anıtı, Anton Hanak ve Joseph Thorak tarafından yapılmış ve Kızılay Meydanına yerleştirilmiştir. Heykelin Açılışı 1935 yılında yapılmıştır. Bu anıta Güvenlik ya da Emniyet Anıtı da denir.[97]

Çağdaş anıtlardan Hitit Güneş Kursu Anıtı, Nusret Suman tarafından yapılmış ve Sıhhiye Meydanına yerleştirilmiştir. Açılışı 1978 yılında yapılmıştır. Taşankara ise Jørgen Haugen Sørensen tarafından yapılmış ve Sakarya Caddesine yerleştirilmiştir. Açılışı 1992 yılında yapılmıştır.[16]

Arkeolojik alanlar
Augustus Tapınağı’nın bir minyatürü.Ankara’da birçok arkeolojik alan vardır. Bunların en önemlilerinden Roma Hamamı, Ulus Meydanı’ndan Yıldırım Beyazit Meydanına uzanan Çankırı Caddesi üzerinde yer alır, 3. yüzyılda Septimius Severus’un oğlu Roma İmparatoru Caracalla tarafından Sağlık Tanrısı Asklepios adına yapılmıştır.[91][98][99][100] Diğer bir önemli yapı olan Augustus Tapınağı, Ulus’ta Hacı Bayram Camisi bitişiğindedir. Aslen M.Ö. 2. yüzyılda Frigya tanrısı Men adına yapılmış olan tapınak zamanla yıkılmıştır. Bugün kalıntıları bulunan tapınak ise son Galatya hükümdarı Amintos’un oğlu kral Pilamenes tarafından Roma İmparatoru Caesar Divi Filius Augustus adına bir bağlılık nişanesi olmak üzere yaptırılmıştır.[16][91][101] Augustus’un ölümünden önce Vesta rahibelerine verdiği dört adet belge Monumentum Ancyranum (Ankara Anıtı) ve Resgestae (Yazıt) olarak bilinirdi. Tapınaktaki bu taş yazıt, dünyadaki en uzun ve sağlam Latince kitabedir.[102]

Romalılar’a ait Jülian Sütunu, Ulus’ta bulunur. Sütün 362 yılında Roma İmparatorluğu İmparatoru Julian’ın Ankara ziyareti onuruna dikilmiştir.[16][91] Julian Sütunu, Belkıs Minaresi olarak da adlandırılır.[103]

Kentteki en önemli Selçuklu yapısı olan Akköprü, Yenimahalle ilçesinin Varlık Mahallesi’nde bulunur. Köprü Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad zamanında yaptırılmıştır.[54][55]

Çağdaş yapılar Ankara’da çağdaş yapılar içinde en önemlileri Atakule, Kocatepe Camisi, ve Armada’dır.

Atakule, Çankaya’nın Cinnah Caddesi ile Çankaya Caddesi’nin kesiştiği, Zübeyde Hanım Meydanı’nda bulunur. Cumhurbaşkanlık ve Başbakanlık konutlarının yakınındadır.[104] Bu iş merkezi, Ankara’nın başkent oluşunun 66. yıldönümü nedeniyle 13 Ekim 1989′da açılmıştır. Ankara’nın açılan ilk, Türkiye’nin ikinci alışveriş merkezi olan Atakule, 125 m yüksekliğe ve kulenin tepesinde döner restorana sahiptir.[105][106][107]

Kentin çağdaş yapılarından Armada.Çankaya’nın Kocatepe semtindeki Kocatepe Camisi’nin yapımına 1967′de başlanmış ve 1987′de bitirilmiştir. 88 m uzunluğunda dört minaresi vardır.[108] Ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşur.[109]

Cumhuriyet döneminde yapılan diğer bir önemli cami olan Maltepe Camisi, Çankaya’da bulunur. Mimari açından Osmanlı mimarisi’ne benzeyen cami, yeşil bir kubbeye sahiptir. Eni 20 m, boyu 20 m yüksekliği 30 m olan Maltepe Camisi, beyaz taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Caminin birer şerefeli 50 m yüksekliğinde iki minaresi vardır. Minarelerde 142 merdiven ile şerefeye çıkılır.[110]

Armada, 133 m yüksekliğinde, 33 katlı bir iş merkezidir. 28 Eylül 2002′de açılan yapının 4. katında, alışveriş merkezi olan yapının diğer katlarında stüdyo daire şeklinde, evler bulunmaktadır. Anteni ile birlikte yüksekliği toplam 140 m’dir.[111]

Şenlikler Kentte geleneksel hale getirilen birçok şenlik vardır. Ankara’daki sinema alanındaki önemli organizasyonlardan biri Ankara Uluslararası Film Festivali’dir.[112] 1998 yılından beri düzenlenen festival, belgesel, uzun film ve kısa film yarışmaları barındırır. Yaklaşık 17 dalda ödül dağıtılır.

Tiyatro alanındaki önemli bir şenlik, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf tarafından 1996 yılından beri gerçekleştirilen Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’dir.[113] Bunların dışında Ankara’da 1983′ten beri Ankara Uluslararası Müzik Festivali[114] ve 1996′dan beri de Ankara Caz Festivali gerçekleştirilir.[115]

Eğitim [değiştir]Eğitim ve öğretim açısından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olan Ankara’da 150′den fazla ilk ve orta dereceli okul ile halk eğitim merkezi vardır.[116] Ayrıca 14 üniversite ve bir harp okulu hizmet vermektedir. Bu üniversiteler il genelinden öğrencilere eğitim verdiği gibi, il dışından ve öğrenci değişim programları ile yurtdışından gelen öğrencilere de eğitim vermektedir.[117][118][119]

Üniversiteler
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya FakültesiAna madde: Ankara’daki üniversiteler
Ankara’da bulunan üniversitelerin bir bölümü Türkiye’nin[120], bir bölümü, Avrupa’nın ve dünyanın en önemli üniversiteleri arasında gösterilir.[121] Ayrıca Ankara’nın altı yaş ve üzeri nüfusunun 442.315′i en az bir üniversiteden mezun, 44.598′i yüksek lisans mezunu, 16.239′u ise doktora mezunudur.[122]

Ankara’da eğitim veren üniversiteler şunlardır:

Devlet: Ankara Üniversitesi[123], Gazi Üniversitesi[124], Hacettepe Üniversitesi[125], Orta Doğu Teknik Üniversitesi[126],Yıldırım Beyazıt Üniversitesi[127]
Özel: Atılım Üniversitesi[128], Başkent Üniversitesi[129], Bilkent Üniversitesi[130], Çankaya Üniversitesi[131],TED Üniversitesi[132], TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi[133], Turgut Özal Üniversitesi[134],Türk Hava Kurumu Üniversitesi[135], Ufuk Üniversitesi[136]
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karacı muvazzaf subay ihtiyacını karşılayan ve 1834′te Mekteb-i Harbiye adıyla İstanbul’da kurulan Kara Harp Okulu, 1936′da Ankara’ya taşınmıştır.[137] 1991 yılından beri, 4 yıllık askeri eğitimin yanı sıra, lisans düzeyinde sistem mühendisliği eğitimi vermektedir.[138]

Spor
MKE Ankaragücü ve Gençlerbirliği’nin resmi stadı Ankara 19 Mayıs Stadyumu. Futbol [değiştir]Kentte en çok rağbet gören spor futboldur. Kentin Sportoto Süper Lig’de bulunan iki spor takımı vardır. Bunlar: MKE Ankaragücü, Gençlerbirliği’dir.[139] Ankara bu sayıyla İstanbul’un ardından Turkcell Süper Lig’de en çok takımı bulunan kenttir. 2008-2009 sezonunu bu takımlardan MKE Ankaragücü 13., Ankaraspor 10., Gençlerbirliği 15., Hacettepespor 18. sırada tamamladı.[140] . Bu takımlardan MKE Ankaragücü, Gençlerbirliği ve Hacettepespor, 19.209 kişilik Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nu[141], Ankaraspor 19.626 kişilik Yenikent ASAŞ Stadyumu’nu kullanmaktadır.[142]

Basketbol Kent, İstanbul’da düzenlenen[143] 1959 Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndan sonra Türkiye’de düzenlenen ikinci Avrupa Basketbol Şampiyonası’na 2001 yılında ev sahipliği yapmıştır.[143][144] Bu şampiyonada Türkiye Millî Basketbol Takımı, Yugoslavya’nın ardından ikinci olmuştur.[145] Ankara, 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası’na[146] ev sahibi olan dört şehirden biridir. Kentin basketbol takımları, Beko Basketbol Ligi’nde TED Ankara Kolejliler ve Türk Telekom Basketbol Takımı, Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi’nde Çankaya Üniversitesi Spor Klübü’dür. Bu takımlardan Türk Telekom Basketbol Takımı, üç kez Cumhurbaşkanlığı Kupası, iki Kez Türkiye Kupasını kazanmıştır.[147]

Voleybol Kent Aroma Bayanlar Voleybol 1. Ligi’nin 2009-10 sezonunda İller Bankası[148] ve Ankaragücü[149] takımları tarafından temsil edilmektedir.[150]

Uluslararası ilişkiler Ana madde: Türkiye şehirlerinin kardeş şehirleri
Kardeş kentler Ankara’nın 40[151] tane kardeş kenti vardır. İzmir Caddesi’nde Ankara’nın 2003 yılına kadarki kardeş kentleri için bir anıt bulunmaktadır.[152][153][154]

Afrika
Addis Ababa, Etiyopya (2006′dan beri)
Kahire, Mısır (2004′ten beri)
Hartum, Sudan (1992′den beri)
Kinşasa, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (2005′den beri)
Mogadişu, Somali (2000′den beri)
Amerika
Havana, Küba (1993′ten beri)
Santiago, Şili (2000′den beri)
Asya
Aşkabat, Türkmenistan (1994′den beri)
Astana, Kazakistan (2001′den beri)
Pekin, Çin Halk Cumhuriyeti (1990′dan beri)
Bişkek, Kırgızistan (1992′den beri)
Duşanbe, Tacikistan (2002′den beri)
Hanoi, Vietnam (1998′den beri)
İslamabad, Pakistan (1982′den beri)
Kabil, Afganistan (2003′ten beri)
Kuala Lumpur, Malezya (1984′ten beri)
Kuveyt, Kuveyt (1994′ten beri)
Manama, Bahreyn (2000′den beri)
San’a, Yemen (2006′dan beri)
Seul, Güney Kore (1971′den beri)
Taşkent, Özbekistan (2004′ten beri)
Ulan Batur, Moğolistan (2003′ten beri)
Şam, Suriye (2004′ten beri)

İzmir Caddesi’nde bulunan ve 2003 yılına kadarki kardeş kentleri gösteren anıt.Avrupa
Bükreş, Romanya (1998′den beri)
Budapeşte, Macaristan (1992′den beri)
Kişinev, Moldova (2001′den beri)
Dipkarpaz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (1986′dan beri)
Lefkoşa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (1989′dan beri)
Kazan, Rusya (2005′den beri)
Kiev, Ukrayna (1993′den beri)
Minsk, Beyaz Rusya (2007′den beri)
Moskova, Rusya (1992′den beri)
Priştine, Kosova (2005′den beri)
Saraybosna, Bosna-Hersek (1994′den beri)
Üsküp, Makedonya (1995′den beri)
Sofya, Bulgaristan (1992′den beri)
Tiflis, Gürcistan (1996′dan beri)
Tiran, Arnavutluk (1995′den beri)
Ufa, Rusya (1997′den beri)
Zagreb, Hırvatistan (2008′den beri)

İstanbul
İzmir
Ankara
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Antakya
Aksaray
Amasya
İzmit Sohbet
İskenderun
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Adıyaman
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Bursa
Burdur
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Batman
Bayburt
Düzce
Iğdır
Karabük
Karaman
Kilis
Kırıkkale
Osmaniye
Yalova
Bartın
Ardahan
Şanlıurfa
Uşak
Tunceli
Trabzon
Çorum
Erzurum
Niğde
Diyarbakır
Kocaeli
Mardin
Muş
Edirne
Kars
Gebze
Nevşehir
Rize
Çankırı
Çanakkale
Kırklareli
Kırşehir
Mersin
Hatay
Gümüşhane
Giresun
Gaziantep
Isparta
Kastamonu
Hakkari
Konya
Kütahya
Sakarya
Ordu
Erzincan
Samsun
Eskişehir
Siirt
Zonguldak
Yozgat
Sinop
Kahramanmaraş
Tokat
Sivas
Malatya
Van
Tekirdağ
Manisa
Şırnak
Muğla
Ardahan
Ağrı
Sinop
Kayseri
Osmaniye
Hatay
Isparta

Amasya

Amasya Islami Sohbet Chat
Amasya, Karadeniz Bölgesi’nde bir il ve bu ilin merkezi olan kenttir. Orta Karadeniz Bölümü’nde yer alır. Anadolu’nun eski yerleşim alanlarından biridir. Hititlerden başlayarak çeşitli uygarlıkların merkezi olmuştur. Kentin bilinen en eski adı, söylendiği biçimi ile günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan gelen Amasya’dır. Eski kayıtlarda ve buluntularda Amesseia – Amacia – Amaccia ismi okunmaktadır. Amasya isminin açık bir şekilde okunduğu, Pers, Pontos ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde ticarette kullanılan gümüş ve bronz sikkeler (paralar) üzerinde görmek mümkündür.

Bazı sikkeler üzerinde Amaccia veya Amacia isimlerine rastlanılmaktadır. Amasya’nın fethinden önce ve sonrasında da Türkler, Amasseia’yı (veya Amaccia – Amacia) Türkçe’de söylendiği gibi Amasya yapmışlardır.

Tahminen M.Ö. 60 ve M.S. 19. yıllarda Amasya’da doğduğu bilinen ve Coğrafya ilminin mucidi olarak tanınan Strabon, yazdığı ünlü coğrafya kitabında Amasya’dan Amasseia olarak söz etmektedir. Şehrin nüfusu 2008 yılına göre 87.543′dür. 1927′de 11.000 olan nüfusu 1990′da 57.087′ye, 2000′de 74.393′e, 2007′de 85.851′e çıkmıştır. (2010 sayımında 99.900)

Etimoloji Strabon’a göre Amasya ismi, burada yaşamış olan bir Amazon kraliçesi olan Amasis’den gelmektedir. Bulunan Yunan ve Roma sikkelerinde görüldüğü üzere isim zamanla Αμάσεια, Amaseia, Amassia ve Amasia olarak değişmiş ve sonunda Türkler Amasya olarak adlandırmışlardır.

Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isimin Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam ettiği değerlendirilmektedir.

Amasya’nın Pontus Kralı Mitridates Dönemi’ndeki adı “Amasseia” dır. Özellikle İ.Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır.

Amaseia sözcüğü, “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir.

Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir.

Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin, İmparator Septımıus Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz.

Bizans Devri’nde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir.

Amasya’nın adı Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye, bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılmıştır.

Selçuklu, İlhanlı, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

Coğrafi yapı
1865 yılında inşaa edilen tarihi Hazeranlar Konağı ve yanı başında ise Hatuniye CamiiOrta Karadeniz’de, Yeşilırmak vadisi Harşena Dağı eteklerine kurulan Amasya, 7 bin yılın üzerindeki eski tarihi boyunca krallık başkentliği yapmış, bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, şehzadelerin eğitim gördüğü bir belde olmuştur. Kurtuluş savaşının başlangıç temelleri de Amasya’da atılmıştır. Amasya, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanı sıra, özellikle Yeşilırmak kıyısına yapılmış Yalıboyu evleri ile dikkat çekmektedir. Dünyanın en güzel Misket elması, kiraz, şeftalisi ve bamyasının üretildiği, tarih ve doğanın birlikte bulunduğu ilginç bir antik kent görmek istiyorsanız sıcakkanlı ve misafirperver Amasya sizi bekliyor.

ilçeleri, Amasya (merkez), Göynücek, Gümüşhacıköy, Hamamözü, Merzifon, Suluova, Taşova’dır. Göynücek, Çekerek Irmağı Vadisi’nde I kurulan ilçeye 8 km uzaklıktaki Çekerek vadisine bakan kayalık üzerinde kurulmuş Gökçeli kalesi ilçenin önemli tarihi eseridir. Roma Döneminde garnizon olarak kullanılan Kalede 98 basamaklı merdiven ile gizli bir yol bulunmaktadır, ilçe merkezine 6 km. uzaklıkta bulunan Çamurlu köyü ilice mevkiinde çıkan kaynak suyunun böbrek taşlarına karşı tedavi edici özelliği olduğu söylenmektedir.

Gümüşhacıköy, ilçe merkezindeki Bedesten, Büyük hamam, Koyun pınarı ve Kabak çeşmesi; Gümüş beldesinde yer alan Haliliye Medresesi, Yörgüç Paşa Cami, Darphane Cami, Maden Cami (Eski Kilise) ilçenin Selçuklu ve Osmanlı dönemi mimari eserleridir. Şarlayuk beldesi ise yeşilin her tonunun bulunduğu, altyapısı olan bir mesire yeridir.

Amasya manzarası:YeşilırmakHamamözü, inegöl dağlarının doğu ve kuzey eteklerinde kurulmuştur, ilçe merkezinde bulunan Arkut Bey kaplıcası yörenin önemli dinlenme ve piknik yeridir, ilçe merkezine 1 km. uzaklıkta olan Kahramanlar içmesi bağırsak parazitlerine iyi geldiği bilinmektedir. Merzifon, il merkezine 49 km uzaklıktadır. 7. yüzyıl sonlarında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın Sadrazam olmasıyla Merzifon köklü imar değişikliğine uğramıştır. Yapılan arkeolojik araştırma ve bulgulara göre Amasya’da ilk yerleşme M.Ö. 5500 yıllarında başlayıp Hititler, Frigler, Kimmerler, İskitler, Lidyalılar, Persler, Hellenistik – Pontuslar, Roma İmparatorluğu, Bizans, Danişmendliler, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir.

Bu dönemlerin arkeolojik yerleşim yerlerine ait kalıntılar halen mevcuttur. Amasya merkezinde uygarlıklarından derin izler bırakan Pontuslar’ın (M.Ö. 333 – M.Ö. 26) Krallarının ölümünden sonra kayalara oymak suretiyle yaptıkları Kral Kaya Mezarları, bu gün bile ilimizin anıtsal eserleri arasında yer almaktadır. M.Ö. 26 – M.S. 395 tarihleri arasında Roma egemenliğine geçen ilimiz ve çevresinde bu uygarlığa ait su kanalları, kaleler, köprüler vb. eserlerden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir.

700 yıl Bizans egemenliğinde kalan Amasya’yı 1071 yılında Anadolu’ya giren Alparslan’ın komutanlarından Melik Ahmet Danişment Gazi 1075 yılında fethederek burada ilk Türk Egemenliğini kurmuştur. Bundan sonra Amasya’da Selçuklu egemenliği görülmektedir. Bu dönemde yaşamış olan vali ve emirler yaptırdıkları medrese, cami, türbe gibi eserlerle kentimizi Anadolu’nun en büyük kültür merkezi durumuna getirmişlerdir. Selçuklular 1243′deki Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmiştir. 1246 yılında başlayan Moğol istilasında, ilk Amasya Valiliği Seyfettin Torumtay’a verilmiştir. İran’da kurulan İlhanlılar, 1265′te Anadolu’yu hakimiyetleri altına alarak, yönetime el koymuş ve kendisine bağlamışlardır. Kentimizde yaşamış bazı İlhanlı şahsiyetlerinin mumyaları halen Amasya Müzesinde teşhir edilmektedir.

İklim İlde Karadeniz iklimi – kara iklimi arasında bir geçiş iklimi hüküm sürer. Yazları kara iklimi kadar kurak, Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Kışları ise Karadeniz iklimi kadar ılıman, kara iklimi kadar sert değildir.

Tarihçe Bulunduğu vadi konumundan dolayı Amasya koruması kolay bir kale gibidir, bu nedenle de uzun ve önemli bir tarihsel geçmişe sahiptir.

Antik Çağ Arkeolojik araştırmalar göstermektedir ki Amasya ilk olarak M.Ö. 5500 de Hititler ve devamında Frigler, Kimmerler, Lidyalılar ve Persler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Eski Yunan ve Helenistik Dönem [değiştir]M.Ö. 183 de şehir Helenliler tarafından yerleşim alanı kullanılmış ve sonrasında M.Ö. 333 den M.Ö. 26 a kadar 200 yıl Pontus krallarının başkenti olmuştur. Günümüzde şehir merkezinin nehir kenarına bakan tepe sırtlarında önde gelen Postuslara ait mezar kalıntıları bulunmaktadır.

Roma ve Bizans Dönemi [değiştir]Amesia M.Ö. 70 de Romalı Lucullus tarafından fethedilmiş ve sonrasında Pompey tarafından Bitinya ve Pontus eyaletlerinin yönetim merkezi olarak özerk bir şehire dönüştürülmüştür. Zamanla Amesia düşünürlerin, yazarların ve şairler şehri olmuştur. Bunlardan biri de ünlü antik çağ tarihçilerinden Strabon’dur. M.S. 2. yüzyılda Romalılar şehre ‘metropolis’ ve ‘ilk şehir’ gibi ünvanlar vermişlerdir. Roma İmparatorluğu’nun imparator Diocletian tarafından bölünmesinden sonra şehir Doğu Roma İmparatorluğu ( Bizans İmparatorluğu)’nun bir parçası olmuştur.

Danişmendliler ve Selçuklu Dönemi [değiştir]Büyük Selçuklu ordusunun 1071 Malazgirt Savaşını kazanması üzerine Sultan Alp Arslan’ın mahiyetindeki üst düzey komutanlar Anadolu içlerine doğru akınlar başlatmıştır. Bu akınlar sonucunda Anadolu’daki Bizans egemenliği sona ermiş ve kazanılan topraklarda, fetihleri yapan komutanlar Selçuklu Devleti’nin izniyle içişlerinde bağımsız beylikler kurmuşlardır.

Amasya’nın Türkler tarafından ne zaman alındığı biraz karanlıksa da Dânişmendnâme’ye ve ona dayanan kaynaklara göre bu beyliğin kurucusu Türkmen Beylerinden Danişmend Ahmet Gazi zamanında 14 Şubat 1075 den itibaren bu beyliğin eline geçtiği bilinmektedir.

Bu dönemde Anadolu’ya gelmiş olan Haçlı Ordusu’na karşı Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan ile Danişmend Ahmet Gazi komutasındaki birliklerin Amasya-Merzifon arasında 5 Ağustos 1101 günü yapmış olduğu savaş sonucunda Haçlı Ordusu bozguna uğratılmıştır.

Danişmendliler’in yaklaşık yüzyıl süren egemenlik dönemi Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın 1175 yılında Amasya’yı ele geçirmesiyle sona ermiştir. Böylelikle Amasya şehri ve civarı Selçuklu egemenliği altına girmiştir.

II. Kılıç Arslan uzun süren saltanatı sırasında Selçuklu Devleti’ni on bir oğlu arasında paylaştırmış (1185/1186) ve bu paylaşım sırasında Amasya Nizameddin Argunşah’ın hissesine düşmüştür. Nizameddin Argunşah’ın kardeşi II. Rükneddin Süleymanşah’ın (1196-1204) Selçuklu saltanatını ele geçirmesi üzerine bir çok yöre gibi Amasya’da bu sultana bağlı bir il haline gelmiştir.

Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubad, Moğolların bir tehdit unsuru haline gelmesi üzerine olası bir Moğol saldırısına karşılık komşusu Harezm beylerinin deneyimlerinden yararlanmak amacıyla bazı illeri onlara tımar (dirlik) olarak vermiştir. Amasya bu dönemde timar olarak Bereket Han’a verilmiştir (1231).

Sultan Alaaddin Keykubad (1220-1237) sonrasında ülkenin iyi yönetilememesi Selçuklu Devletinde bazı toplumsal olayların meydana gelmesine neden olmuştur. 1239 tarihinde meydana gelen ve merkezi Amasya olan Babaîler Başkaldırısı bu dönemde görülen önemli toplumsal hareketlerin başında gelmektedir.

Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmesinden sonra Anadolu’nun neredeyse her yanı yağmalanmaya başlanmış ve Selçuklu Devleti yarım yüzyılı geçkin bir süre Moğollar tarafından yağmalanmış ve bundan Amasya’da etkilenmiştir.

Anadolu’yu işgal etmiş olan Moğollar daha çok Amasya’nın da içinde bulunduğu Orta Anadolu Bölgesi’ne yerleşmişlerdir. Bu yerleşenlere genellikle Tatar adı verilmektedir. Bu dönemde Amasya’ya yerleşenler ise daha çok sol kol oymakları olarak da bilinen Ca’unğar oymaklarıdır.

İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın 1335 yılında ölümü sonrasında, İlhanlılar’ın Anadolu genel valisi bulunan Sultan Alaeddin Eretna bağımsızlığını ilan ederek Eretna Beyliği’ni kurmuş ve Amasya 1341 tarihinde Eratnalılar’ın egemenliği altına girmiştir.

Amasya aynı yıl merkezi Niksar olan Taceddinoğulları Beyliği tarafından işgal edilmiş, bir süre bu işgale ses çıkarmayan sultan Eratna, Mısır Memlûklu Sultanı Melik Nâsır’ın himaye ve desteğini sağladıktan sonra işgalciler üzerine emirlerinden Tüli Bey’i göndermiş ve bunun üzerine Tüli Bey Amasyalıların da yardımıyla Amasya ve çevresini Taceddin Doğanşah’ın elinden alarak bu işgale son vermiştir.

Bu dönemde; Zeyneddin Tüli Bey Amasya Emirliği yapmış, onun ölümünden sonra ise 1347 yılında Hacı Kutluşah Amasya Emirliği görevine getirilmiştir. Sonrasında ise Hacı Kutluşah’ın büyük oğlu Şahabeddin Ahmet Şah 1352 ortalarında Amasya Emiri olmuş, 1356 yılında ise, Emir Kebir Şücaaddin Süleyman Bey Amasya Emirliği’ni zorla ele geçirmiş, ondan da tekrar Şahabeddin Ahmet Şah 1358 tarihinde Amasya Emirliği’ni geri almıştır.

1359 yılında Amasya Emirliği görevine Hacı Kutluşah’ın diğer oğlu Hacı Şadgeldi Paşa getirilmiş ve 1361 yılında ise, eski Amasya Emiri Şücaaddin Süleyman Bey’in oğlu Alaaddin Ali Bey Amasya Emiri olur. Fakat Kaynar Vakıası’ndan sonra 1362 tarihinde Hacı Şadgeldi Paşa ikinci kez Amasya Emiri olarak tarih sahnesinde görülür.

Sultan Eratna’dan sonra devleti yöneten sultanların zayıf olmaları ayrıca zevk ve sefaya düşkünlükleri devlet otoritesinin sarsılmasına ve görev yapan idarecilerin bağımsızlık fikrine kapılmalarına yol açmıştır. Bu yıllarda Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa da, kendi başına buyruk hareket etmeye başlamış ve daha sonra ise beyliğini ilan etmiştir.

Şadgeldi Paşa döneminde Amasya’da kayda değer imar faaliyetleri görülür. Bu dönemde; 1363 tarihinde Amasya Kalesi onarılır ve eski darphane yenilenir, ayrıca Amasya’da bir kâğıt fabrikası yaptırılır. Bu faaliyetlerle birlikte 1372 tarihinde cami, medrese ve imaretten oluşan bazı yapı birimlerinin de yaptırıldığı bilinmektedir.

Eratna Devleti naibi Kadı Burhaneddin ile 1381 yılında yaptığı savaşta hayatını kaybeden Hacı Şadgeldi Paşa’dan sonra oğlu Fahrettin Ahmet Bey Amasya Emirliği görevini üstlenmiştir.

Fahreddin Ahmed Bey de babası gibi Kadı Burhaneddin ile devamlı bir mücadele içerisinde olmuş, fakat bu mücadelelerden bir sonuca varamamış olması nedeniyle başka bir sancağa karşılık Amasya’yı, Osmanlılara vermeyi teklif etmiş, bunun üzerine 1393 yılında şehir Osmanlı idaresine girmiştir.

Osmanlılar Dönemi
Amasya Müzesi’nde bulunan Amasya Vilayeti Osmanlı Sancağı15. yüzyılın başında Timur’un Anadolu’yu işgal etmesi ve büyük yıkımlar yapmaya başladığı süreçte Amasya da Timur’un askerlerince yedi ay boyunca kuşatılmıştır.

Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a yenilerek esir düşmesi ve sonrasında şehzadeleri arasında meydana gelen taht kavgaları üzerine, Fetret Devri olarak bilinen bu dağılma sürecinde Osmanlı birliğini sağlamaya çalışan ve bunda da başarılı olan Çelebi Sultan Mehmet, bu mücadele yıllarında Amasya’yı kendisine merkez edinmiştir.

1402 yılında Yakut Paşa’nın Amasya Emiri olduğu dönemde, Timur tarafından Kara Devletşah Amasya’ya emir olarak atanmış, fakat Kara Devletşah Amasya halkı ve ileri gelenlerince zalim bir insan olarak bilindiğinden onun emirliği tanınmamış ve şehre girmesine izin verilmemiştir. Bunun üzerine Kara Devletşah Kağala/Hakala Köyü’nde konaklamış ve burada şehrin diğer kısımlarına hükmetmiştir.

Çelebi Sultan Mehmet, Kara Devletşah’ın bu şekilde hareket etmesine karşılık onunla savaşarak bozguna uğratmış ve Kara Devletşah savaş meydanında öldürülmüştür.

Osmanlılar Dönemi’nde Amasya, 15. yüzyılın ilk yarısından itibaren şehzadelerin görev yaptığı bir sancak ve aynı zamanda Eyalet-i Rum’un da merkezi konumundadır.

Amasya, Yörgüç Paşa’nın Beylerbeyi olduğu dönemde (1422/1435); Sivas, Tokat, Çorum ve Samsun sancaklarından müteşekkil bir vilayet olup, bu dönemde Amasya’ya “Rumiyye Vilayeti” deniliyordu.

Bu dönemde Amasya ve civarında Kızıl Koca Oğulları namıyla bilinen ve mevcut sistemin disiplini altına girmemiş olan bir Türkmen topluluğunun ortaya çıktığı ve bu topluluğun yörede eşkıyalık yaptığı, Yörgüç Paşa’nın ise bazı hileler ile bu grubu ve ele başlarını yakalatarak kılıçtan geçirdiği bilinmektedir.

Osmanlılar Devri’nde Amasya’da görülen önemli olaylardan biri de tarihte Celalî İsyanları olarak bilinen toplumsal olaylardır. Özellikle 16. yüzyılda yaşanan bu olaylarda celalî grupları daha çok içinde Amasya’nın da bulunduğu Yeşilırmak Havzası içerisinde hareket etmişlerdir. Bu dönemde Amasya’da büyük kargaşalar yaşanmıştır.

Bu isyanlar içerisinde özellikle Amasya Sancak Beyliği de yapmış olan Urfalı Kara Yazıcı Abdülhalîm’in yaşattığı kargaşa önemlidir. 1603 yılında yaşanan bu olaylarda Kara Yazıcı Abdülhalîm’in taraftarları Amasya’yı yakmışlardır. Bu talan hareketi öylesine şiddetli bir şekilde yaşanmıştır ki, bu sırada Amasya eşraf ve âyânı servetleriyle birlikte kral mezarları içerisine sığınmak zorunda kalmıştır.

Amasya, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde önemli olan bir antlaşmaya da tarihi mekân olmuştur. 1555 yılı nisan ayı sonunda yapılmış olan ve tarihte Amasya Antlaşması olarak bilinen bu antlaşma İran-Safevî Hanedanıyla yapılmış ilk ve önemli antlaşmalardan biridir. Bu sırada Kanunî Sultan Süleyman Amasya’da ikamet etmektedir.

Osmanlı tarihine yön veren bir çok şehzadenin Amasya’da yetişerek görev yapmış olması nedeniyledir ki, Amasya Osmanlı tarihinde “şehzadeler şehri” olarak tanınmıştır. Bu şehzadeler arasında; Çelebi Sultan Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezid gibi sonradan padişah olanlar da vardır. Ayrıca, Amasya’da görev yapmış ve burada ölmüş bazı şehzadeler de bilinmektedir.

Osmanlılar tarafından fethedildiği tarihten itibaren şehzadelerin tahtgâhı olan Amasya, Şehzade Bayezid’in 1559 tarihinde İran’a firar etmesinden sonra şehzade (çelebi sultan) sancaklığından çıkarılmış ve bu tarihten sonra Amasya’da hiçbir şehzade görevde bulunmamıştır.

Şehzadeler Şehri Amasya, Osmanlı zamanında öylesine önemsenmiş ki, yükseliş döneminde tahta geçen bütün padişahlar burada “Sancak beyiliği” (Valilik) yapmışlardır. II. Murat ve Yavuz Sultan Selim Amasya’da doğmuştur. Şehzadelerin ilk eğitim aldıkları ve devletin başına geçtikleri vakit Amasya’da valilik görevinde bulunmalarından dolayı “Şehzadeler Şehri” diye anılmıştır. II. Bayezid Abidesi “Fatih’in oğlu, Yavuz’un pederi Bayezid’in gençliği burada geçti. 332” Cümlelerin yer aldığı II. Bayezid Anıtı, Saraydüzü mevkiine 1916 yılında dikilmiştir.

Amasya manzarası:Yalı Boyu Milli Mücadelede Amasya [değiştir]19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nın (Milli Mücadele)’nin ilk adımı, 12 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Amasya’ya gelmesiyle devam etmiştir.

Kurtuluş mücadelesinin planları hazırlanmış, Erzurum Kongresi ve Sivas kongresi ‘nin toplanmasına burada karar verilmiş, 22 Haziran 1919 tarihinde yayınlanan “Amasya Genelgesi” ile “Milletin İstiklâlini Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır” denilerek Milli Mücadele burada fiiliyata geçirilmiştir. Bu itibarla, Amasya, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da ilk önemli adımın atıldığı yer olmuştur.

Bazı Okullar
Amasya’ya bakışMacit Zeren Fen Lisesi
Amasya Bilim ve Sanat Merkezi
Amasya Abdurrahman Kamil İlköğretim Okulu
Zübeyde Hanım Üçler İlköğretim Okulu
Akşemsettin İlköğretim Okulu
Fatih İlköğretim Okulu
75.Yıl Menkul Kıymetler Borsası İlköğretim Okulu
Bahçeleriçi İlköğretim Okulu
Mehmet Varinli İlköğretim Okulu
Amasya Lisesi
Merkez Kız Meslek Lisesi ve Anadolu Kız Meslek Lisesi
Kardeş Şehirler [değiştir] Manisa, Türkiye
Trabzon, Türkiye
Denizli, Türkiye
Osh, Kırgızistan
Selanik, Yunanistan
Nuuk, Grönland
Le Mans, Fransa
Galway, İrlanda
Berlin,Almanya
Brindisi,İtalya
Zagreb,Hırvatistan
İstanbul
İzmir
Ankara
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Antakya
Aksaray
Amasya
İzmit Sohbet
İskenderun
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Adıyaman
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Bursa
Burdur
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Batman
Bayburt
Düzce
Iğdır
Karabük
Karaman
Kilis
Kırıkkale
Osmaniye
Yalova
Bartın
Ardahan
Şanlıurfa
Uşak
Tunceli
Trabzon
Çorum
Erzurum
Niğde
Diyarbakır
Kocaeli
Mardin
Muş
Edirne
Kars
Gebze
Nevşehir
Rize
Çankırı
Çanakkale
Kırklareli
Kırşehir
Mersin
Hatay
Gümüşhane
Giresun
Gaziantep
Isparta
Kastamonu
Hakkari
Konya
Kütahya
Sakarya
Ordu
Erzincan
Samsun
Eskişehir
Siirt
Zonguldak
Yozgat
Sinop
Kahramanmaraş
Tokat
Sivas
Malatya
Van
Tekirdağ
Manisa
Şırnak
Muğla
Ardahan
Ağrı
Sinop
Kayseri
Osmaniye
Hatay
Isparta

Agrı

Agri Islami Sohbet Chat
Ağrının Coğrafi Konumu
39.05 ve 40.07 kuzey enlemleri ile, 42.20 ve 44.30 doğu boylamları arasında yer alan il, deniz seviyesinden 1640 m yÜkseklikte kurulmuştur. Anadolu İran la bağlantısını sağlayan yolun Üzerinde bulunması ile önemi artan ilin doğusunda İran, batısında Muş ve Erzurum, kuzeyinde Kars, gÜneyinde Van ve Bitlis ile kuzeydoğusunda Iğdır ili Bulunmaktadır. Doğ Anadolu Bölgesi nin Yukarı Murat-Van bölÜmÜ içinde kalan yÜksek Anadolu yaylasının devamı Üzerinde yer almaktadır. YÜzölçÜmÜ 11376 kilometrekaredir. Topraklarının %46 sını dağlık alanlar, %29 Unu ovalar, %18 ini platolar ve %7 sini yaylalar oluşturmaktadır.

•Ağrının Dağları
Ağrı ilinde dağlar, ilin adıyla özdeşleşecek kadar önemli bir yer tutar. Bunların başında BÜyÜk ve KÜçÜk Ağrı Dağı gelir. Bunlardan Başka yÜkseklikleri 3000 metreyi aşan birçok doruğa rastlanır. TÜrkiye nin en bÜyÜk dağı olan Ağrı Dağı, Doğubeyazıt ilçesine 15km uzaklıkta olup, il topraklarının %11 ni kaplayan bir alana oturur. Denizden yÜksekliği 5165 m.yi bulmaktadır. Doruk Tepesi kÜkÜrtlÜ bir tabaka ile kaplı olduğundan fazla Kar tutmamaktadır. Ancak doruğun biraz aşağısında başlayarak 1000 m.lik bir bölÜm sÜrekli karla kaplıdır ve burada TÜrkiye nin en bÜyÜk buzulu bulunmaktadır. Zirvesinde bulutsuz zamanın az olduğu dağ, merkezi bir lav pÜskÜrmesi sonucu oluşmuştur. Tepesi dışa doğru kabarık bir koniyi andıran dağın en önemli özelliği kÜçÜk tepeler meydana getirmeden, dikine olarak, birdenbire yÜkselmesidir.

Büyük ve Küçük Ağrı Dağı dorukları arasında tabanı 2700m.ye inen Serdarbulak beli bulunur. Ağrı Dağı daha batıdaki Hama Dağı nda çengelli gediği ile ayrılır. Ağrı Dağı nın zirvesine ilk defa 1829 yılında, Prof. Frederic Parat başkanlığındaki heyet çıkmıştır.

Nuh Tufanı ile ilgili olarak, Nuh Un Gemisi nin burada bulunduğu yolundaki varsayım nedeniylede Ağrı Dağı önemli bir yer teşkil etmektedir.

ilde; Ağrı-Van arasında yÜkselen, 3343m yÜksekliğe sahip TendÜrek Dağı, Van GölÜ nÜn kuzeybatısında sönmÜş bir volkanik dağ olan 4058m yÜkseklikteki SÜphan Dağı ile Hama dağı, Aşağı Dağ (3720), Karadağ (3243), Aladağ (3250), Mirgemir Dağı, çemçi Dağları, Mergezer Dağları, Tahir Dağları, çift ökÜz ( Solhan) Dağları ile Mızrak Dağları bulunur.

•Ağrıdaki Ovalar
Bölgenin volkanik bir arazi olması sebebiyle , ovalar çökÜntÜ neticesinde meydana gelmiştir. Ovalar daha çok Tahıl ekimi yapılan ve mera olarak kullanılan klasik ova tanımının ötesinde, genel anlamıyla dÜzlÜktÜr.

•Ağrı-Eleşkirt Ovası
ilin en bÜyÜk ovasıdır. Tabanı derin olmayan yarıklarıyla kaplı dÜzlÜklerden oluşan bu ovadan Murat ırmağının bazı yan kolları geçer. Toprağının verimliliği ve ulaşımın rahatlığı nedeniyle nÜfusun kalabalık olduğu bir yerdir.

•Doğubayazıt Ovası
Rakımı en yÜksek olan ovanın, dört bir tarafı dağlarla çevrili olup, 280 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Az karın yaydığı ovada yazlar kurak geçer. Ovanın toprağı verimli olmadığından tarıma elverişli değildir.

•Tutak Ovası
Sponsorlu bağlantılarMurat Nehrinin ikiye böldÜğÜ ovanın, batı tarafında kalan kısmına Antep Ovası, Doğusunda kalan tarafa ise Göl Ovası denilmektedir. Göl Ovası, Antep ovasına göre daha çok dÜzlÜklerden oluşmaktadır. Su oldukça azdır.

•Patnos Ovası
Etrafını çevreleyen dağlardan aşağılara doğru akarsular inmektedir. Bu akarsular daha sonra Murat Nehri ne karışmaktadır. Patnos Barajı ve şekerova Barajının suladığı ova tarıma elverişli olup bir çok tarım ÜrÜnÜ yetiştirilmektedir.

•YAYLALAR
Topraklarının %7 sini kaplayan yaylalar, özellikle hayvancılık açısından bÜyÜk önem taşırlar. Bunlar geniş otlaklarla kaplı dÜzlÜklerdir.

•Aladağ Yaylaları
Doğu Anadolu nun en engebeli, en yÜksek ve en geniş ovalarından biri olan Aladağ yaylaları, ilin gÜneyinde bulunmaktadır. Hamur Vadi sinden TendÜrek Dağına kadar olan bÜyÜk bir alanı kapsamaktadır. Hayvancılık açısından oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir.

•Sinek Yaylası
ilin Aladağ yaylasında sonra ikinci bÜyÜklÜğe sahip yaylası olan sinek yaylası, Ahtalar Gediği ile Balık GölÜ arasında kalan alanı kapsamaktadır. ilde bunların dışında; Mirgemir-çakmak (Kılıç) yaylaları, Davul Yaylası, Kraktin yaylası, Pani Yaylası ve Katavin Yaylası Bulunmaktadır.

•Ağrının Bitki Örtüsü
Volkanik bir arazi oluşu, yağışların az, ısının çok dÜşÜk olması sebebiyle dağlar ve ovalar çarpıktır. Arazinin % 80 i ekime elverişli değildir. Tabii bitki örtÜsÜ, genellikle yÜksek plato stepleri görÜnÜmÜndeki bozkırlardır. Bozkırlar özellikle, Ağrı merkez, Eleşkirt ilçesi ve Yukarı Murat Irmağı civarında yoğunluk kazanır. Eskiden Ağrı Dağının yamaçları zengin ormanlarla kaplı iken, tahripler neticesinde bugÜn bitki örtÜsÜ step görÜnÜmÜ almıştır. iklim koşullarından dolayı bir çok ot tÜrÜ yetişmektedir.

•Ağrının Akarsuları
Ağrı ilinde irili ufaklı bir çok akarsu vardır. En önemlileri Keban Baraj gölÜne dökÜlen Murat Irmağının yukarı çığırını oluşturan derelerdir. ilin en bÜyÜk akarsuyu Fırat nehrinin ana kollarından biri olan Murat Irmağıdır.

Muratbaşı yöresinden doğan ırmak, Ağrı-Eleşkirt Ovasından geçerek çeşitli kollara ayrılır. Eleşkirt Ovasında aldığı şiryan çayı en önemli koludur. Daha sonra gÜneye yönelerek, Hamur Boğaz ından geçer ve Muş Ovasına kadar iner. Irmağa katılan diğer kollar şiryan (şeriyan) Deresi dışında, Eleşkirt Deresi, Kopuzdere, Taşlıçay, Körsu, Gelutan Deresi , Ahmetbey Deresi, KÜpkıran çayı, ve Mandalık çayıdır. ilde bulanan diğer akarsular ise; Eleşkirt çayı, Murat Suyu, Sarısu ve Balıkçayıdır.

•Ağrıdaki Göller
il sınırları içinde en önemli göl Balık GölÜdÜr. TÜrkiye nin en yÜksek göllerinden biri olan bu gölde alabalık avlanır. çevresiyle birlikte oluşturduğu manzara görÜlmeye değerdir. Ayrıca bÜyÜk ve kÜçÜk Ağrı dağlarının eteklerinde GölyÜzÜ ve Saz GölÜ adı iki göl daha vardır. Bunların dışında şeyh ve Danikel Gölleri bulunur. Ancak bunlar yaz aylarında bir bataklık görÜnÜmÜndedirler.

•Ağrının iklimi
Ağrı iklim bakımından TÜrkiye nin en karasal ve sert iklimli bölÜmÜne girer. Kışlar çok sert geçer. TÜrkiye de en soğuk gÜn Ağrı da 13 Ocak 1940 ta -43 C olarak tespit edilmiştir. Yazları sıcaktır. ilkbahar ve sonbahar kısa sÜrer. Az yağmur, daha çok kar yağar. Senenin 115-125 gÜnÜ karla kaplıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 528,5 mm.dir. En yağışlı Ay 66,8 mm ile nisan ve en kurak ay da 12,3 mm ile ağustostur. Ağrı nın yıllık ortalama Sıcaklığı 6,1C, en soğuk Ayın ortalaması 21C dir. Ağrı da özellikle soğuk dönemlerde sisli gÜnler sayısı da artmaktadır. Buna bÜyÜk ölçÜde radyasyon sisleri etkili olmaktadır. Ortalama sisli gÜn sayısı yılda 30 gÜndÜr.

•AĞRI DA GEÇİTLER
Tahir geçidi: Eleşkirt ile Horasan arasındadır.
ipek Geçidi: Doğubeyazıt ile Diyadin arasındadır.
Ahtalar Geçidi: Kağızman-Kars ile Ağrı arasındadır.
çat geçidi: Ağrı ile Erzurum arasındadır.
çilli geçidi: Iğdır ile Doğubeyazıt arasındadır.
Kılıç Gediği geçidi: Eleşkirt Ovasının batısındadır.
Ağrı Geçidi: Ağrı-Van arasında, Aladağın gÜneyindedir.

İstanbul
İzmir
Ankara
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Antakya
Aksaray
Amasya
İzmit Sohbet
İskenderun
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Adıyaman
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Bursa
Burdur
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Batman
Bayburt
Düzce
Iğdır
Karabük
Karaman
Kilis
Kırıkkale
Osmaniye
Yalova
Bartın
Ardahan
Şanlıurfa
Uşak
Tunceli
Trabzon
Çorum
Erzurum
Niğde
Diyarbakır
Kocaeli
Mardin
Muş
Edirne
Kars
Gebze
Nevşehir
Rize
Çankırı
Çanakkale
Kırklareli
Kırşehir
Mersin
Hatay
Gümüşhane
Giresun
Gaziantep
Isparta
Kastamonu
Hakkari
Konya
Kütahya
Sakarya
Ordu
Erzincan
Samsun
Eskişehir
Siirt
Zonguldak
Yozgat
Sinop
Kahramanmaraş
Tokat
Sivas
Malatya
Van
Tekirdağ
Manisa
Şırnak
Muğla
Ardahan
Ağrı
Sinop
Kayseri
Osmaniye
Hatay
Isparta

Chat Girişi

Rumuz:
Şifre:
chat, sohbet, chat odaları, chat yap, chat sohbet, sohbet chat, bedava chat, ücretsiz sohbet, chat.qc.com